Etiketler

Paslaş

9 MAYIS İÇİN…

 

En başta şunu söylemek istiyorum ki, uzun bir tatile ihtiyacım vardı.

Ama kesinlikle bu şekilde değil.

***

Ben hep insanların vücutlarını nasıl ve ne şekilde sakatladıklarına hayret eder herhalde benim başıma hiç gelmez diye düşünürdüm. Gelse bile bu benim hatam ile olmaz, ancak ve ancak bir trafik kazası (o da benim kullanmadığım bir araç olmalı) sonucu alçılarla sarmalanabilirdim.

5 yaşından beri peşinden koştuğum futbol topu -9 mayıs 2o11- günü yine halı sahada beni peşinden sürüklerken oldu her şey.  Bir an da yerle bir oldum. O kopma sesi hâlâ kulaklarımdan gitmiyor (Futbola dönmemem için kulaklarımdan gitmeyecek ilk ses).  Halı sahayı ambulans ile terk edişim sakatlığımın ne kadar ciddi olduğunun sanki ilk belirtisiydi. Ertesi günden itibaren hastane süreci başlıyor tabi. Hastanede tekerlekli sandalye ile gezdirilişim ve çekilen MR sonrasında bile insan bir umutla bekleyebiliyor “İnşallah çapraz bağ kopmamıştır.”

Ertesi gün MR sonuçları çıkıyor ve beklenen ama istenmeyen sonuç: sağ diz ön çapraz bağ kopması, menisküs yırtılması.

Hani futbolu takip eden ve bilen biri olduğum için ne kadar korkunç bir sakatlık olduğunu biliyorum da tedavi sürecinden henüz haberim yok tabi. Dizim MR çekildiği günden itibaren dizimde oluşan ödemin geçmesi için sürekli buz tedavisi ve bilekten kasığa kadar bandajlarla sarılı bir şekilde duruyor. Ve daha da önemlisi ön çapraz bağ kopmalarında tek tedavi yöntemi var: Ameliyat. Ameliyatın yapılabilmesi için de ödemin geçmesi gerekiyor. Bu süreçte ayağa kalkabiliyorum. Sakatlanan ayağımın üstüne basmamak şartıyla koltuk değnekleriyle geziniyorum. İşime gidemiyorum.

Kontrol için doktora gittiğimde ameliyat günü alıyorum. Tarih 7 haziran 2o11 olarak belirleniyor.  Unutmadan belirtmek istiyorum ki ameliyat gününü belirlemeden önce o kadar çok doktor araştırdım ki artık bu işten midem bulanmaya bir an önce kim yapacaksa yapsın, bitsin bu çile demeye bile başlamıştım. En nihayetinde ilk gittiğim doktorda karar kılıyorum. 7 haziran 2o11 günü sabahı hastaneye yatış işlemim yapılıyor. Öğleden sonra 13.15’te yeşiller giydirilip ameliyathaneye alınıyorum.  Spinal anestezi denilen yöntemle bel altım uyuşturuluyor ve ameliyata başlanıyor. Ameliyatı görmemem için yüz bölgem kapatılıyor. Ama söylenenleri duyabildiğim ve ameliyatı daha önce internetten izlediğim için neler olacağını az çok biliyorum. Öncelikle tıraş bıçağıyla bacaklarımdaki kıllar kesiliyor (Biliyordum kılları keseceklerini de ama kılsız bacakla oraya gitmeyi ben istemedim, ağda yapacak değildim :) Sonra bacağıma fırça ile batticon denen yaranın mikrop kapmaması için kahverengi bir sıvıyı baştan sona sürüyorlar. Bacağımı kasık bölgesinden itibaren ameliyatın sonuna doğru acı vermeye başlayacak şekilde atele alıyorlar. Diz kapağımın alt tarafından kaval kemiğinin hemen önünden kopan bağın yerine takmak üzere -sonrasında 7-8 tane çok kötü bir dikişle kapatılabilecek bir alandan- başka bir bağ çıkarılıyor. Artroskopi denilen yöntemle diz kapağımın yan taraflarından iki delik açılıyor. Birinden kamera dizimin içine sokuluyor. Bundan sonrasında doktorun izlediği ekranı ben de görebiliyorum ve içerde neler olduğunu az çok anlayabiliyorum. Öncelikle doktor menisküs yırtığını tedavi ediyor. Bu ön çapraz bağ ameliyatı yanında ufak bir ayrıntı olarak kaldığı için üstünde bile durmuyorum. Sonra kopan ön çapraz bağı yerinden çıkarıyor. Yeni takacağı bağı yerleştirmek için diz kapağı kemiğinde delik açıyor. Bu esnada verilen başka bir ilaçla uyutuluyorum. (her ne kadar ameliyat sonrasında; uyutulmadığımı, ameliyatın sadece 1 saat geçtiğini iddia etsem de) Bundan sonra olanları görmesem de biliyorum. Doktor kaval kemiğimden aldığı bağ ile çıkan bağın boylarını eşitliyor. Sonra da bu yeni bağı diz kapağına açtığı deliklere kemik içerisinde eriyecek olan vidalarla vidalıyor (Futbola dönmemem için kulaklarımdan gitmeyecek ikinci ses). Ameliyat bitiyor. Doktor yüzümdeki yeşil örtüyü kaldırıyor. Ameliyatın son derece başarılı geçtiğini söylüyor. Sedye ile hastanedeki yatağıma çıkarılıyorum. Ailemin endişeli gözlerle beklediğini fark ediyorum. Merak ettik diyorlar. Daha 1 saat olmadı mı ameliyata gireli diyorum. Saatin 16.00 olduğunu söylediklerinde fark ediyorum beni uyuttuklarını. İlacın etkisiyle ilk başta çok mutlu bir şekilde herkese gülücük dağıtıyorum. Dizimden iki tane kanı dışarıya akıtan hortum çıkıyor. Ve dizimin şişmemesi için sürekli değiştirilen 3 tane buz tankı ile sarmalanıyorum. Sonra herkes gidiyor. Gece bacaklarımdaki uyuşukluk geçince ağrı kesicilerle uyutulabiliyorum. Bu şekilde 7 ve 8 Haziran’ı geçiriyorum. 9 Haziran sabahı önce sağlık personeli gelip dizimdeki hortumları söküyor. Daha sonra doktor geliyor ve bacağıma açılı bir dizlik takıyor. (Nasıl bir şey olduğunu buradan görebilirsiniz.) Ardından ayağa kalkmamı istiyor. Önce ameliyatlı ayağımı yere bırakıyorlar. Sonra diğer ayağımın üstüne koltuk değneklerimle kalkıyorum. Sağlam olan ayağımı biraz hareket ettirince ameliyatlı bacağım sarsılıyor ve sanki bacağımı biri balta ile kesmiş de ben yürümeye çalışıyormuşum gibi bir acı kaplıyor. Doktora yalvarıyorum çok ağrıyor beni geri yatırın diye. Olmaz yürümek zorundasın seni taburcu edeceğim diyor. Zorlukla yatağıma dönüyorum. Hatta yatağıma girerken sinirden/ağrıdan hüngür hüngür ağlıyorum. Doktor öğleden sonra tekrar geliyor. Yine yürümemi istiyor. Bu defa dirençli davranıyorum. Kaldırıyorlar beni. Yine ağrıyor ama sabah ki kadar değil. Birkaç adım gidiyorum. Doktor oturmamı istiyor. Biraz oturuyorum. Birkaç adımdan sonra tekrar yatağa kaçıyorum. 10 haziran 2011 günü sabah doktor geliyor ve 2-3 günde bir pansuman yaptırmamı, 20 gün sonra da kontrole gelmemi, 30-40 sonra fizik tedavi sürecimin başlayabileceğini, ameliyat tarihinden en az 3 ay sonra da düzgün bir şekilde yürüyebileceğimi söyleyerek 3 aylık rapor vererek beni taburcu ediyor. Hastaneye 10 Mayıs tarihinde girdiğim tekerlekli sandalye ile tam 1 ay sonra 10 Haziran 2011 tarihinde veda ediyorum ve evime geliyorum.

Şimdi bunları neden yazdım.

Bilmiyorum kaç defa teşekkür ettim ama yine de tekrarlama gereği duyuyorum.

En başta beni hiç yarı yolda bırakmadığı için eniştem Mehmet Gülseven’e ve ablam Alşen’e;

İşini gücünü bırakıp beni hastaneye götürdüğü ve diğer her şey için Tolga’ya;

Ameliyatımın ilk gecesi ailemden herkesi gönderip “Altan’ı ben beklerim” diyerek gösterdiği üstün cesaret madalyası için Ahmet Can’a;

Hastanedeki diğer iki gecede beni yalnız bırakmayan; hep “iyi ki benden küçük bir kardeşim olmamış, sen varken buna hiç ihtiyaç duymazdım” dediğim özünde öz kardeşim Halil Kalaylı’ya…

Hasta yatağımda “uçannnn dayıııı” diyerek bile güldürmeyi başaran yukarıda fotoğrafta gördüğünüz, formamı emanet edebileceğim tek canlı olan yeğenim Yusuf’a…

Ameliyat sonrasında beni arayan ve benim ilacın etkisiyle “çok kötüyüm sonra görüşelim” dediğim ama söylediklerimi hatırlamadığım, bu söylediklerim yüzünden ağlayan, ağladığını ertesi gün öğrendiğim ve çok üzüldüğüm, hep gülen yüzlü/gözlü “Güz Bitiği”ne…

9 Mayıs’tan beri sürekli gözlerinde benden daha fazla üzüntü görebildiğim ve beni arayan/aramayan, soran/sormayan ve benden çok derdime düşen aileme, ailem gibi gördüğüm arkadaşlarıma ve dostlarıma;

Sonsuz teşekkürler…

İyi ki varsınız.

3 ay sonra koşarak gelmek istiyorum yanınıza…

 

A. Günay  -  onbirhaziran2bin11