Etiketler
Paslaş
İYİ Kİ DOĞDUM
çikolata denen illet şeyin bir hayal ürünü olduğunu sandığım,
komşu bahçesindeki elma ağacını diğer çocuklardan koruyarak süper kahramanlığa soyunup en iyi kaleci olmaya çalıştığım günlerde,
tayfun’a almanya’dan futbol topu geliyor ve ben kalecilikten o an vazgeçiyorum.
insan çocukluğuna yürür mü?
“tarla” dediğimiz (şimdilerde tapu davalarına konu) sahada futbol dışında çeşitli deneyler yapıyoruz.
şimdi düşününce beni en çok sütleğen yedirerek zehirlediğimiz,
sonra yoğurt vererek tekrar hayata döndürdüğümüz karıncalar üzüyor.
belki bu yüzdendir hayatımın geri kalan kısmında yoğurt yemeyişim,
ya da karıncayı incitmeyişim.
çanak antenler icat edilmemişken ve evlere televizyondan önce gelen çubuk antenler mahallemizin çatılarını doldurduğu günlerde,
okumayı söküyorum ve öğretmenim bana kocaman sarılıyor.
çubuk antenler benim için televizyon izleme aracı olarak değil,
“dağın atacağı” olarak tarihteki yerini alıyor.
yine aynı zamanda annemin halası ölüyor ve ceset tabut içerisinde bizim evin üst katına konuyor.
ölüden değil de diriden korkmam gerektiğini bilmediğimden,
biraz olan aklımın az kısmı da elden uçup gidiyor.
abimin uçurtması gökyüzünde kayboluyor,
sonra benim hiç tabancam olmuyor.
sağ olsun tayfun’a almanya’dan hep iki tane geliyor.
ama yıllar sonra tayfun sağ olmuyor,
1 haziran günü 29’unda ölüyor.
insan çocukluğuna yürüyor!
otuzuncu yaşıma girdiğim şu günde en çok,
o günlerde kocaman görünen ama şimdi hiç olmayan vişne ağacımı,
yanlış da olsa yürüdüğüm yollarımı,
bir türlü hafızamdan silemediğim (silmeyi de istemediğim),
söyleyince yadırganan şarkılarımı,
hiç mavi olmayan simsiyah önlüğümü,
okul bahçesinde satılan alıçlarımı,
ve…
en uzak denizlerin mavisi,
hâlâ demir parmaklarımla kapattığım yüzümden kaçamak bakışlar attığım,
yani bir uçurumun eşiği,
yüzlerce kez denenmiş intiharın beşiği,
nefes almayı başarsa ölümsüzleşecek,
ütopik bir ülkenin fethedilmesi imkânsız başkenti
olan,
gözlerini özlüyorum.
iyi ki doğdum,
iyi ki her gün ölüyorum.
a.günay – 11ocak2bin12






Doğum günü kutlaması,
Her şey bizimdi belki ( bahçeler, ağaç gölgeleri, gizlice dertleştiğimiz ‘ay’, okullar, kitaplar
şarkılar, koşuştuğumuz sokaklar, kardeşler…)
Bir tek ‘onun’ gözleri değildi.
Aşk böyle doğdu.
ve belki doğan en güzel şey oldu.
/Nice yıllara/
Teşekkür ediyorum.
2012 yılına dair ilk ve son yazımdı. 2012 yılı boyunca kendime ait yazıları yayınlamayacağım. 2013 bu konuda daha iyi bir yıl olacak bence.
Sevgiler. :)